Sorularınızı Yanıtlıyoruz

ANASAYFA

HAKKINDA

YAZILAR

SORU SOR

BİLGİ BANKASI

RANDEVU & İLETİŞİM

Etnosentrizm Temeli

Bu yazıyı paylaş
 


Etnosentrizm Temeli

Günümüzde, dünya nüfusunun (demografik verilere göre) altı milyara yaklaştığı tahmin ediliyor. Bu kadar nüfusa ise yaklaşık iki bin beş yüz değişik dil düşmektedir. Ya da başka bir deyişle, yeryüzünde yaşayan altı milyara yakın halkın içinde, iki bin beş yüz ayrı dil konuşuluyor.

Bu verileri sadece bağımsız olan devletler ve milletler düzeyinde anlamamak gerekir. İki bin beş yüz dilin içerisinde, elbette boy ve kabile konumunda olan birçok azınlık da mevcuttur.

Evet, dünyada, yaklaşık iki bin beş yüz değişik dilin konuşulduğu tahmin ediliyor. Her dili, ayrı bir etnos (etnik kimliğe sahip topluluk anlamında söylüyorum) kabul etmek pekala mümkündür.

İnsanlar arasındaki etnik farklılıklar, sosyoloji denilen toplum biliminin gelişmesine büyük oranda katkı ve imkan sağlamıştır. Bu sayede, insanların yaşantıları ve anlayışları daha detaylı bir şekilde ele alınmış ve konuştukları dillere kadar mevcut olan farklılıklar gün yüzüne çıkarılmıştır.

Sosyoloji ile yakından ilgili olan etnoloji ve etnografya da yine bu sayede elle tutulur ve gözle görülür birtakım verilere ulaşma imkanı bulmuştur.

Küreselleşen dünyada gerek etnik gerekse etimolojik farklılıklar (bilinçli ve kasıtlı olarak) azaltılmaya çalışılmakta ve etnik kimliğe sahip birtakım topluluklar (buna azınlıklar da denilebilir) yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Yeryüzünde çeşitli milletler yaşadığı içindir ki, dünyada kültür alışverişi yaşanıyor, insanlar birbirlerini daha yakından tanıyor ve meraklarını giderme imkanı buluyor. Yine bu sayede, dil bilimi (lenguistik) konusunda, araştırma ve inceleme yapmak üzere insanlığın önüne bakir sahalar açılıyor.

Kültür alışverişi denilen olay, insanların yeryüzüne dağılmasıyla aslında resmen başlamıştır. İşte insanlık, o gün bu gündür, sürekli olarak yeni toplumlar, yeni yaşamlar, yeni kültürler, yeni anlayışlar, yeni medeniyetler ve yeni diller peşinde koşturup durmaktadır.

Bugün dünyada, büyük medeniyetlere ve dillere sahip birtakım milletler var. Bu durum, bilinen bir sosyolojik gerçeğin tekrarından ibarettir. Bunu söylerken etnosentrik (milletini ve kültürünü üstün görme eğilimi) bir düşünce içerisinde olmadığımızı hemen ifade etmek isterim.

Örneğin; bir İngiliz edebiyatıyla, Afrika edebiyatı; bir Rus edebiyatıyla, Mozambik edebiyatı; bir Arap edebiyatıyla, Nijerya edebiyatı; bir Türk edebiyatıyla, Ermeni edebiyatı; bir Fars (İran) edebiyatı ile de, Çekoslovak edebiyatının aynı teraziye konulamayacağı, konulsa bile denge denilen kavramın altüst olacağı aşikar bir gerçektir. Bu örneği niçin verdik? Şunun için: Gerek bu gibi birtakım kültürel gerçeklerin gerekse buna benzer toplumsal olayların temelinde hep, farklı milletlerin, farklı zaman ve zeminde, farklı milletlerle yaptıkları kültürel alışverişin yatsınamayacak derecedeki rolü vardır.

Bunun gibi, insanlık adına faydalı ve kalıcı etkileşimlere vesile olan etnik farklılıklar, günümüzde azalıyorsa eğer, insanlık, yine kendi adına birtakım gerçekleri görmezlikten geliyor ve değişik seviyedeki etnosların yeryüzünden kaldırılmasını istiyor demektir. Bu ise asimile kavramının daha ötesinde vahşice ve emperyalistçe bir tutum içine girmektir. Onun için, insanlık adına ortaya çıkan uluslararası teşkilatlar, zaman geçirmeden meseleyi ciddiyetle ele almalıdır.

İnsanlık, günümüzde, nesli tükenmek üzere olan hayvanlar için çok değişik önlemler alıyor. Bütün bunlar niçin yapılıyor?.. Esasen iki şey için: Birincisi, geçmişte var olan hayvan türünü gelecek nesiller de canlı olarak görebilsin diye... İkincisi de, ekololjik dengeyi bozmamak için...

Nesli tükenmekte olan hayvanlar adına bunlar elbette yapılsın, yapılmaya da devam edilsin, yapanlar da sağ olsunlar, elleri dert görmesin... Amma!.. İşte burada durup bir düşünmemiz gerekiyor. Etnik kimliğini yok etmekle karşı karşıya kalan insanlar ne olacak peki?..

Şunu iyi bilmeli ki, hiç kimse etnik kimliğini yok etmek istemez. Bu yok oluş, günümüzde, zorunlu ve kasıtlı bir şekilde cereyan etmektedir... Hem de emperyalistçe bir düşünceyle güçlü devletler tarafından...

Bir devlet, kendi içindeki azınlığı, asimileye tabi tuttuğu zaman ne kazanır? Sadece birkaç milyon insan... Oysa bu rakamı kazanmak için, etnik kimliğe sahip olan bir azınlığın yeryüzünden silinmeye çalışılması, anlaşılması güç, bir o kadar da bayağı ve ilkel bir yöntemdir. Kendi halkı için, nüfus artışı adına, teşvik kredisi veren bir devlet, bu rakama, çok kısa bir süre içerisinde hem de hiçbir kültürel ve sosyolojik yıkıma sebep olmadan ulaşabilir.

Ama etnik kimliği yeryüzünden silinmiş olan bir topluluğu geri getirmenin yolunu insanlık henüz bulabilmiş değil... Yok edilen etnik bir topluluğun dilini, dinini, anlayışını, örf ve adetlerini, kısacası, kültürünü geri getirmenin yolunu insanlık henüz bulamadı... Öyle anlaşılıyor ki, bu yol, gelecekte de hep bilinmez olarak kalmaya devam edecektir.

Kültürün yok edilmesine seyirci kalmak, yaşamın yok edilmesine zemin hazırlamak demektir. Bu ise ilkel kabilelerin bile utanç duyacağı bir davranıştır...

Afrika'da yaşayan ilkel kabilelerin yapmaktan utanç duyduğu etnik arındırma ve asimilasyon çabaları, günümüzde ne talihsizliktir ki, kendini güçlü hisseden devletler tarafından yapılmaktadır. Oysa etnik arındırma ve asimilasyon çabası, en basit ve masum şekliyle, kültüre ve sosyolojiye vurulan esaslı bir darbe demektir. Kültürleri ve bilimleri yok etmeye yönelik çalışmaların hiçbir zaman makul karşılanamayacağı, izaha gerek duyulmayan bir husustur.

Bu anlayış çerçevesinde, etnik kimliğe sahip olan toplulukları asimile ederek sosyolojinin kaynaklarını kurutmak yerine, bu etnik kimliğe sahip topluluklara, özel imkanlar hazırlayarak yaşam hakkı tanımak daha hayırlı ve kalıcı bir yöntem olacaktır. Bu aynı zamanda hoşgörüyü gerçek anlamda ifade eden bir hareket tarzının da adı demektir.

Yaşamanın tadını ve lezzetini bilen insanlık, birilerinin yaşamına son vermenin, ne denli büyük bir insanlık suçu olduğunu artık anlamak zorundadır. Hele bu hareket bir etnik kimliği içine alıyorsa, insanlık adına yüzümüzün kızarması için yeter de artar bile!..

Bu yazıyı paylaş
 

YORUM YAPIN

Arama Yapın

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

merhaba.oğlum 23 aylık ve 5 aylık da kızım var.oğlum tuvalet eğitimine hazır olduğunu ggösteriyor.kakasını ya... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhabalar, benim kızım şu anda 3 yaşında. 9 aylık da bir oğlum var. Çalışan bir annneyim. Az önce çocuklar ve... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

slm bnm 4 yaşında oğlum var cok aşırı derecede asabi kırıp döküyor ne yapmamız lazım?... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhaba , 2,5 yaşında kızım var aynı zamanda çalışan bir anneyim... 2,5 yaşındaki kızımın herşeyi ağlayarak is... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhabalar, calıstıgı ıcın vıcdan yapan anneyim. aksam eve gıttıgımde kendımden cok fazla fedakarlık go... devamı

Çocuk Psikoloğum Ücretsiz Android Mobil Uygulaması

ETİKETLER

TWITTER'DAYIZ

FACEBOOK'TAYIZ

PSK. BAŞAK ÜNVER

2005 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Üniversite yıllarında o zamanlar ülkemizde henüz uygulanmayan Peri Masalları Testinin ülkemiz çocukları için standardizasyon çalışmasında...

Bize Hemen Ulaşın

FacebookTwitterInstagramGoogle PlusPinterest
Bumerang - Yazarkafe

RANDEVU ALIN

Ergen ve çocuk psikoloğumuz Başak Ünver'den online randevu almak için aşağıdaki butona tıklayınız.

İletişim bilgileriniz bize ulaştığında en kısa sürede randevunuzu onaylamak için sizinle iletişime geçilecektir.
Her hakkı saklıdır © 2015 Çocuk Psikoloğum I Tasarım & Programlama CreaNet Bilişim Hizmetleri