Sorularınızı Yanıtlıyoruz

ANASAYFA

HAKKINDA

YAZILAR

SORU SOR

BİLGİ BANKASI

RANDEVU & İLETİŞİM

Saldırganlığın Bilinen Nedenleri

Bu yazıyı paylaş
 


Saldırganlığın Bilinen Nedenleri

İnsan psikolojisinde evrensel olarak varlığı kabul edilen ve cinsellikle birlikte en güçlü iki dürtüden biri olan saldırganlık ve onun sonucu şiddet, toplumda pek çok boyutta gözlemlenen bir olgudur. Şiddet içgüdüsel olarak varolan ve çevre etkenlerden kaynaklanan bir davranış olarak görülür. Şiddete yol açan temel etkenler anne,baba, çocuk, aile ilişkisi, nesillerdir sürdürülen şiddet içeren davranışlardır. Sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler şiddet oluşumunda rol oynarlar. Her geçen gün şiddetin günlük yaşamımızda daha çok yer aldığı görülmektedir. Şiddetin bu denli yoğun olarak günlük yaşamda yer alması da şiddetin kanıksanmasına yol açmaktadır. Şiddet ayrıca bir problem çözme aracı olarak kullanıldığından, bu kanıksama şiddetin birçok boyutta kullanılmasına ve çok çeşitli şekillerde karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

Son yıllarda yoğun olarak çalışılan şiddetin farklı sınıflamaları bulunmaktadır. Şu sınıflama genel olarak kabul gören bir sınıflamadır:

Saldırgan Şiddet

Bir kişinin başkasına zarar verme, yaralama veya öldürme amacına yönelik, fizik kuvvet uygulayarak yaratılan, ölümcül olabilen kişisel saldırganlıktır. Saldırgan şiddetin en uç noktası cinayettir. Cinayet, bir kişinin başkasına yönelik yaralama veya öldürme amacı ile yaptığı ve sonuçta ölümün meydana geldiği olaylardır. Öldürme olayları bazen kendini savunma ya da ihmale bağlı olarak meydana gelen olaylar şeklinde de görülmektedir. Saldırgan şiddet olguları adli tıbbın en çok karşılaştığı olgu tiplerinden birisini oluşturmaktadır. Çünkü adli tıp temelde zorlamalı ölümleri incelediği için saldırgan şiddet sonucu ortaya çıkan kişiye yönelik şiddet olguları yaralama veya ölüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Öldürücü olmayan saldırgan şiddet 4 sınıfa ayrılarak incelenir: Basit saldırganlık, planlanmış saldırganlık, ırza geçme, hırsızlık. Basit saldırganlık silah veya alet olmadan yapılan, kişide küçük lezyonlar yaratan olaylardır. Bunlar sıyrıklar ile ekimozlardır. Başka bir tanımla ayaktan tedavi ile iyileşen olgular olarak da tanımlanabilir. Küçük bir problemin büyütülmesinden ortaya çıkabilen küçük çapta tartışma ile itişmeler bu tip olaylara örnektir.

Planlanmış saldırganlık ise 3 şekilde meydana gelebilir:

  1. Bir silahla yapılan saldırılar: Burada yaralanma olabilir veya olmayabilir.
  2. Silahsız yapılan ama önemli hasarlara yol açan saldırılar: Diş kaybı, kemik kırığı, iç organ yaralanmaları, bilinç kaybı ya da teşhisi konamayan ama hastanede yatmayı gerektiren lezyonların oluştuğu durumlardır.
  3. Silahla yapılan planlanmış saldırılar: Bu konuda yapılan çalışmalar, saldırı ve cinayeti genellikle aynı davranış grubunda değerlendirmekte ve cinayeti tam bir saldırı olarak tanımlamaktadır.

Irza geçme zor kullanarak ya da tehdit ederek, cinsel amaçlı doyum sağlamaya yönelik eylemlerdir. Bu konuda kitapta, detaylı olarak cinsel suçlar bölümünde anlatılmıştır.

Hırsızlık ise birisinden, para veya malın zor kullanma veya başka bir şekilde silahlı veya silahsız olarak alınmasıdır.

Saldırgan şiddet farklı şekillerde de sınıflanmaktadır. Kurban-saldırgan ilişkisi, ortama göre olmak üzere farklı şekillerde görülmektedir. Aile içi, tanıdık olması ya da yabancı olmasına göre de sınıflandırılmaktadır. Ancak son 30 yıldır önemli bir toplumsal problem olarak kabul edilen şiddet, kriminal sistemin temel problemi olarak kabul edilmesine karşın, üretilen çözümlerin her geçen gün şiddete bağlı olayların artışını engellemediği görülmektedir.

Şiddetin nedenleri üzerinde farklı görüşler bulunmaktadır. Ama tüm nedenlerin ve biyolojik, psikolojik, sosyolojik faktörlerini incelenmesi ile kurbanlar ve saldırganlar hakkında bilgi edinilebilir.

Biyolojik faktörlerin incelenmesinde öne sürülen faktör, bu tür suçu işleyenlerin ve olay kurbanlarının çoğunun genç erkekler olmasının şiddetin, erkeklik hormonu ve yaşın getirdiği biyolojik değişimlerle ilgisi olduğunun göstergesi sayılabileceği şeklindedir. Yapılan çalışmalarda, artan yaşla birlikte saldırganlığın azalmasının bunu destekleyen bir faktör olarak görülmesine karşın, bunun doğru olarak kabul edilmesini sağlayacak veriler bulunmamaktadır.

Psikolojik yaklaşım ise bu konuda iki teori öne sürmektedir. Bunlardan birisi sosyal öğrenme teorisine göre, bu tür davranışların taklit yoluyla öğrenildiğidir. Gelişimsel teoriye göre ise şiddeti azaltan etkenler olduğu sürece, görülme olasılığının da azaldığı şeklindedir. Bu etkenler; çocuk ile onu yetiştiren arasındaki sevgi bağı, istismardan ve aşırı sert disiplinden uzak bir çocukluk dönemi ve esnek bir iç kontrolü güçlendiren deneyimlerin varlığıdır.

Sosyolojik yaklaşıma göre 4 temel grupta şiddetin incelenmesi gerekir. Bunlar; Kültürel, yapısal, ilişkisel (interaksiyonist) ve ekonomik etkenlerdir. Kültürel nedenlere göre, şiddetin toplumda kimi durumlarda ve belli kişilere karşı kullanımının kabul gördüğünü ve bu çarpık yargının kuşaktan kuşağa aktarıldığı savunulmaktadır. Yapısal neden, yoksulluğun ve olanaksızlıkların insanları kanuni olmayan yollardan isteklerine ulaşmaya ittiğini öne sürmektedir. İlişkisel yaklaşımda ise şiddetin bir dizi tahriksel davranış ve sözler sonucunda ortaya çıktığı teorisi öne sürülmektedir. Buna göre, eğer ortamda şiddete yönelik davranışlar varsa, bunu gören diğer kişiler de bundan etkilenerek aynı davranışa yönelecektir. Ekonomik yaklaşım, kişilerin şiddet sonucunda elde edeceklerinin kâr ve zarar hesabı yaparak, bu tür davranışlara yöneldiklerini öne sürmektedir. Eğer kişi yapacağı davranışın, kendisine kâr zarar bazında yararlı olacağını düşünürse bu tip davranışa yönelecektir. Şiddet hareketlerinin daha çok alkol ve uyuşturucu bağımlılarında, kendilerine bu maddeleri elde etmek için yaptıkları gözlenmektedir.

Şiddetin Nedenleri

Şiddet hangi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır? sorusu üzerinde çok araştırmalar yapılan bir konudur. Özellikle bireyin özellikleri, insanın doğasına bağlı etmenlerin neden olabileceği yaklaşımı bugün kabul gören görüşlerin başında gelmektedir. Bu açıdan şiddetin oluşumundaki nörofizyolojik etmenler önemle irdelenmesi gereken bir konu olarak dikkati çekmektedir. Şiddet çalışmalarında ön plana çıkan kavram saldırganlıktır. Saldırganlık saldırmaya ve çatışmaya eğilimli olma durumu olarak tanımlanabilir.

Doğaya bakıldığında en basit organizmaların bile yaşamlarını, içinde bulundukları çevreden gelen ve hepsi birer saldırı olarak nitelendirilebilecek etkilere tepki göstererek sürdürdükleri görülmektedir. Bu konuda önemli araştırmalar yapmış olan Selye, karmaşık organizmaların strese, yani çevreden gelen baskılara uyum özelliklerini araştırmıştır. Doğal yaşam koşulları içinde gerilime neden olan koşullar (stressors) çeşitli mikroplar ya da ısı, gürültü, ışık gibi çevre koşullarıdır. Bu yukarıda örneklenen koşullarda çeşitli nedenlere bağlı olarak değişiklikler olabilir. Bu değişim olduğunda vücut bunu dışarıdan bir saldırı olarak değerlendirir ve buna bir tepki gösterir. Bu durumda oluşan değişik tepkilere Genel Uyum Sendromu (UGS) ismi verilmektedir. Bu durum saldırıya uğrayan organizmaların genel tepkisidir (İç salgı bezlerinin işleyişindeki değişiklikler, bünyesel değişiklikler, ateş, kalp damarlarındaki sorunlar, bayılmalar gibi organik tepkiler). Yerel Uyum Sendromu (YUS) ise lokal, belli bir bölgede olan iltihabı durumları kapsamaktadır. (Ülserler, çıbanlar). Organizma önce bir alarm evresi geçirir sonra da direnişe başlar. Daha sonra direnç, yavaş ya da hızlı bir şekilde yok olur.

Gerilim ile saldırganlık arasındaki ilişki iki türlü oluşabilir. Saldırıya uğrayan organizma, karşılık vermek için bir hedef arar ve ilk bulduğuna yönelir. Öte yandan saldırganlığın kendisi de, sinirlenme özellikle de kızgınlığın dışa vurulamaması ile şiddetlenen mide, onikiparmak barsağı ülserleri ve kalp sorunları gibi belirtilerle gerilimin başladığı gözlenmektedir.

Delgado'nun beyin bölgesine gönderdiği elektriksel uyarılarla yaptığı araştırmalar, saldırganlıkları başlatan ve durduran bölgelerin haritasının oluşturulmasını sağlamıştır. Bu da saldırganlığın denetlenebilme ve yönlendirilebilmesine olanak tanımıştır. Örneğin beyincikte belli bir bölgenin uyarılması, saldırganlık krizlerine yol açarken beyinde ön bölgede belli bir odak uyarıldığında içtenlik ve gülümseme sağlanmaktadır. Delgado'nun deneylerine örnek olarak, beyinlerine uzaktan kumandalı elektrotlar yerleştirilen boğaların saldırılarının birdenbire sona ermesi verilebilir.

Beyin bölgeleri ile saldırganlık arasındaki bu bağlantı, saldırganlığın önlenebilmesi için ilaç kullanımında yararlı olmuştur. Ruhsal denge bozukluklarının tedavisinde ya da genel olarak sakinleştirici olarak kullanılan Fenoltiazin, Metrobamat veya Diazepam gibi maddelere sıkça başvurulmakta bu ile benzeri ilaçlardan saldırganlığın önlenmesi ve denetlenmesi için yararlanılmaktadır.

Hayvanlar arasında yapılan şiddete yönelik araştırmalar ise ilginç sonuçlar vermiştir.

  1. Türler arası şiddetten söz etmek olası değildir. Değişik türden hayvanlar doğal ortamda dağılırlar ve birbirleriyle karşılaşmamaya gayret ederler. Çatışmalar sadece avlanma amacıyla çıkar ve vahşet düzeyi çok yüksek olmamaktadır. Avcı avını öldürmeye, av ise ya kaçmaya ya da kendini savunmaya çalışır.
  2. Gerçek saldırganlık tür içindedir. Yani aynı türün bireyleri arasında görülür ve bir içgüdüye benzer. Başka bir deyişle programlanmış ve otomatik bir görünümü vardır. Harekete geçirici belli etkiler tepki görür ve belli saldırgan davranışlara yol açarlar (belirtiler: tehdit, olay, sakinleşme). Saldırganlık belirtileri aynı zamanda birer araştırma tanıma isteğinden de kaynaklanmaktadır.
  3. Bu tip saldırganlıkların belirli bir işlevi olduğu, fonksiyon gördükleri izlenmektedir. Bireylerin alana, çevredeki barınma olanakları ölçüsünde yayılmalarını sağlamaktadır. Güçlü erkeklerin dişilere daha rahat yaklaşabilmelerine olanak sağlayarak cinsel alanda etkili olmakta ve gruplar içinde egemenlik düzenlerinin oluşmasını sağlamaktadır. Sonuçta şiddet güçlünün egemenliğini sağlayarak saldırganlığında sona ermesi sonucunu getirmektedir.
  4. Tür içi saldırganlığın yok edici yanı yoktur. Hem hayvanların pençe, diş ve boynuzdan ibaret silahları fazla tehlikeli değildir, hem de saldırganlık belli ölçülerde yaşanmaktadır. Tüm hayvanlar öncelikle kendilerini korumaya çalıştıklarından şiddetin etkisinin azaldığı gözlenir. Öncelikle zayıfın ortamdan kaçmasını sağlamaya yönelik şiddet gösterisi gözlenmektedir. Boyun eğme kuralları ise, zayıfa güçlünün egemenliğini kabul etme ve şiddetinden korunma olanağını tanır.
  5. İçgüdünün yapay ortamlarla karşılaşması ya da bireyin başarısız olması gibi özel koşullarda tür içi saldırganlık, lethalizasyon adı verilen patolojik davranışlara da yol açabilir. Bu laboratuvar ortamında, hayvanat bahçelerinde, sirklerde, bazı evcil hayvanlarda görülen nörotik davranışlara, sapkınlıklara, öldürme hırsı gibi davranış bozukluklarına neden olmaktadır Doğal saldırganlık yönelebileceği bir hedef bulamazsa ya da koşullandırmalar yüzünden etkiler belirsizleşirse hayvan şiddeti kendine karşı uygulamaya, yavrularını yemeye, patolojik davranışlarda bulunmaya başlar ve grup içinde çatışmalar çıkar.

İnsanlarda da bütün diğer hayvanlarda olduğu gibi saldırganlık vardır. İlk insanlarda bu içgüdünün uyumsal bir yanının olduğu düşünülebilirse de, insanlar çevrelerine egemen olmaya başladıkça, kalabalık gruplar oluşturacak yaşam modellerini geliştirdikçe bu içgüdü zararlı olmaya başlamıştır. İnsanların yaratıcılıkları ve silahların gelişimi de zararın artmasına neden olmuştur. Kuralların her zaman işlevsel olmadığı görülmüştür. Geçen zaman içinde toplulukların boyutları bireyler arasındaki mesafeyi ve iletişim bozukluklarını arttırmıştır. Sonuçta insanlığın saldırganlığı türler arası boyuta taşıdığı gözlenmiştir.

G. Bataille, insanın yaratıcı, meraklı araştırmacı ve çeşitli yöntemlerle sınırlarını sürekli zorlayan bir yaratık olduğunun altını çizmiştir. Alet kullanan insan, hayvanı doğanın sürekliliğini, bilgisine hizmet edebilecek ve yönetilebilecek nesnelere ayırır. Burada ilk şiddet olgusu görülmektedir. Bu şiddet, yaratıcı bir şiddettir. İnsan süreklilikten, dolaysızlıktan ve giderek doğadan kopar, kuralların hiçe sayıldığı bir aşırılıklar dünyasına girer.

Bu yazıyı paylaş
 

YORUM YAPIN

Arama Yapın

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

3,5 yaşında bir kızım var ve herşeyi birlikte yapmak istiyor tek başına hiç bir şekilde vakit geçiremiyor. ken... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhabalar,6 yaşında anasınıfına giden bir kızım var,geçen yılda kreşe göndermiştik,okula gitmeyi seviyor,boya... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Kızım 27 aylık 2 hafta önce başladım tuvalet eğitimine ancak hiç ilerleme yok,oturaga oturuyor ama yapmıyor ar... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhaba. 2,5 yaşında oğlum var. Kendisi sinirlendiğinde kafasını yere vuruyor. Sürekli camdan aşağı eşyaları a... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

2011 dogumlu oglum var 5 aydır krese gıdıyor hıc bır sorunumuz yoktu ama bu aralar arkadaslarını ısırıyormus n... devamı

Çocuk Psikoloğum Ücretsiz Android Mobil Uygulaması

ETİKETLER

TWITTER'DAYIZ

FACEBOOK'TAYIZ

PSK. BAŞAK ÜNVER

2005 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Üniversite yıllarında o zamanlar ülkemizde henüz uygulanmayan Peri Masalları Testinin ülkemiz çocukları için standardizasyon çalışmasında...

Bize Hemen Ulaşın

FacebookTwitterInstagramGoogle PlusPinterest
Bumerang - Yazarkafe

RANDEVU ALIN

Ergen ve çocuk psikoloğumuz Başak Ünver'den online randevu almak için aşağıdaki butona tıklayınız.

İletişim bilgileriniz bize ulaştığında en kısa sürede randevunuzu onaylamak için sizinle iletişime geçilecektir.
Her hakkı saklıdır © 2015 Çocuk Psikoloğum I Tasarım & Programlama CreaNet Bilişim Hizmetleri