Sorularınızı Yanıtlıyoruz

ANASAYFA

HAKKINDA

YAZILAR

SORU SOR

BİLGİ BANKASI

RANDEVU & İLETİŞİM

Saldırganlık Psikolojisi

Bu yazıyı paylaş
 


Saldırganlık Psikolojisi

Şiddet ve saldırganlık değişik yaklaşımlarla irdelenmişlerdir. Bunların bir bölümü genel psikolojiden yola çıkarak saldırganlığı ve nedenlerini, incelemiş ve saldırgan davranışların incelenmesiyle oluşan kuramlar önermişlerdir. Bir grup araştırmacı şiddet yanlısı veya saldırgan kişilikleri birer klinik olgu olarak görmektedir. Bazı uzmanlar ise saldırganlığa dayanan ilişkileri toplumsal etkileşim olarak algılarlar.

Çalışmalar belirli unsurlarla saldırgan davranışlar arasındaki ilişkinin kurallarını araştırır. Araştırmalar genel olarak deneysel ve istatistikseldir. Davranışçı (behaviorist) ya da yeni davranışçı (neo behaviorist) türden mekanik kuramlar kızgınlık ve saldırganlık tepkilerine yol açan etkilerden söz ederler.

Hareket olanaklarından, yiyecekten veya içecekten yoksun bırakılan, genel anlamda kısıtlamalarla karşı karşıya kalan çocuklarda hiddet belirtileri görülür. Aşırı sıcaklığın, gürültünün ve nemin saldırganlığa etkileri deneylerle saptanmıştır. Büyük yerleşim merkezlerinde ve kalabalık semtlerde ara sıra yaşanan (gürültücülere karşı ölümcül öfke buhranları gibi) yaz faciaları genellikle böyle nedenlere dayanır.

Başka bir açıdan bakarak yapılan araştırmalar, karakter ve psikoloji, bazı ani hareketlerin, keskin ve düzensiz şekillerin korku ve düşmanlık uyandırdıklarını göstermiştir. Son olarak saldırganlık öğreti ve koşullanmalarının son derece dirençli olduğunu ve kişiliğin bütününü kapsadıkları görülmektedir.

Psikolojik kuramlardan bazıları saldırganlığın öğrenilmesinde örneklerin önemini vurgulamaktadırlar. Saldırganlık ve şiddet, duygusal yükü fazla birtakım örnekler yolu ile öğrenilir. Örneğin genç suçluların çoğu, çocukluklarını geçirdikleri aile çevrelerinde dayak veya şiddet görmüşlerdir. Bandura'nın araştırmaları basında yayınlanan saldırgan davranış örneklerinin çocuklar üzerinde, özellikle de sorunlu çocuklar üzerinde yaptıkları etkiye dikkat çekmektedir. Saldırganlık ya taklit yoluyla, ya saldırgan içgüdülerin serbest kalmasıyla ya geçmişte oluşmuş saldırgan davranış eğilimlerinin su yüzüne çıkmasıyla ya da genel tahrik unsurunun artmasıyla oluşmaktadır.

Dinamik psikoloji açısından J. Dollard'ın bu konudaki çalışmaları önem taşımaktadır. J.Dollard'ın ana kuramı, saldırganlığın 'Bir öznenin etkilere karşı yasak tepkiler gösterme durumu' anlamında huzursuzluk karşısında gösterilen ilk ve karakteristik tepki olduğudur. Saldırganlık, huzursuzluğun tahrik gücü, tepki girişimi (interférance) derecesi ve yol açtığı tepki ile doğru orantılı olarak azalır ya da çoğalır. Başka bir deyişle, etki ne kadar güçlü olursa huzursuzluk o kadar yoğun olur ya da saldırganlık, huzursuzluğun davranış biçimlerini etkilediği oranda etkili olur. Şiddet, doğrudan doğruya huzursuzluğun kaynağına yönelir. O da yasaklanmışsa, dolaylı saldırganlıklar ya da öznenin kendi kendine karşı giriştiği saldırganlık hareketleri görülmeye başlar. Sonuç olarak saldırganlık, huzursuzluğun boşalma ve patlama şekli olarak kabul edilebilir. Şiddet ve türevlerinin psikolojisi büyük ölçüde Selye'nin gerilim ve sonuçları hakkındaki görüşlerine dayanır.

Bu savlar, deneysel yollarla kanıtlanmışlardır. Örneğin bebeklerin yoksun bırakıldıkları süt miktarı ile kızgınlık derecelerinin oranları ölçülmüştür. Buradan çıkarılabilecek yorumlar, J. Dollard ve yardımcıları tarafından, toplumsal yaşamın çeşitli yönlerini kapsayacak şekilde geliştirilmişlerdir. Eğitim olanaklarına veya ekonomik ya da cinsel olanaklara ulaşamamanın, bu olanaklardan yoksun kalmanın yarattığı huzursuzluklar günümüz toplumlarında yaşanan saldırganlıkların bir boyutunu açıklayabilmektedirler.

Klinik araştırmalar, saldırgan kişiliklerin oluşmasında etkin olan sarsıcı (travmatik) unsurları, huzursuzlukların rolünü, parçalanmış ailelerin ve aile bunalımlarının önemini, kişilik bölünmesi ve paranoya kişilik oluşma süreçlerinin yerini vurgulamaktadırlar. Bu alanda Dicks'in Nazi Almanya'sı yenilgisinden sonra savaş suçlularının kişilikleri üzerinde yaptığı incelemeler, Fromm ve Bettelheim'in toplama kamplarında durumun, mağduriyetin ve saldırganlığa karşı direnişin ruh durumları konularındaki araştırmaları çok önem taşımaktadır. Psikanaliz, nefret, mazoşizm, sadizm, paranoyak veya içekapanık (şizoid) kişilik yapıları gibi kavramların derinlemesine incelenmesine olanak sağlanmış ve klinik açıklamaların kavramsal temellerinin yenilenebilmelerinde bu çalışmaların katkılarından yararlanmışlardır.

İstatistiksel araştırmalar ise insanın kendine karşı uyguladığı ve intihara kadar ulaşabilen saldırganlık ile başkalarına karşı uyguladığı saldırganlık arasında, sanki aynı saldırganlık, yerine göre öznenin kendisine, yerine göre de dış dünyasına karşı uygulanmıyormuşçasına bir bağ olduğunu ortaya koymuşlardır. Aşk cinayetleri ve buna benzer bazı suç türleri, narsistik tipler için intiharla özdeştir. Sadece kurban değişmekte, öznenin kendisi değil de bir başkası olmaktadır. Durkheim'in büyük araştırması başta olmak üzere, intihar hakkında yapılan sosyolojik çalışmalar, kişinin kendine ve başkasına doğru yönlendirdiği saldırganlığın dönüştüğü konusunda benzer sonuçlara ulaşmışlardır.

Bilimin bu dalı da saldırganlığı ev şiddeti ve buna bağlı etkileşimsel durumlar bağlamında incelemektedir. Her ne kadar hiçbir yaklaşım şiddetin ve saldırganlığın belirli durumlarda oluştuğunu, saldırgan ve kurban olarak nitelediğimiz tarafları karşı karşıya getirdiğini, bunların saldırı ve şiddet olaylarında oynadıkları "kurban ve saldırgan" rolleri ile birbirlerini karşılıklı olarak koşullandırdıklarını göz ardı etmemesi gerekir. Bazı ilginç deneyler, olayların ve grupsal ile erksel etkenlerin özde toplumsal boyutları üzerinde yoğunlaşmışlardır.

Fromm tarafından açıklanan Zimbardo deneyleri, cezaevi yaşamını incelemeyi amaçlayan bir çalışma sırasında normlar denekleri rastgele iki gruba ayırmış, bir grup gardiyanlık görevini üstlenirken, diğer grup da hükümlü rolü oynamıştı. "Gardiyanlar", rollerini son derece ciddiye almışlar, hatta bir süre sonra gerçek birer gardiyan gibi davranmaya başlamışlardı. Mahkumlar ise tutuklanış biçimleri durumlarını anlamalarına fırsat vermiyordu. Seçildikten sonra gerçek polisler tarafından gerçekten tutuklanmışlardı, genel bir bunalım ve mazoşizm aşaması geçirmişlerdi. Hemen hepsinde durumlarının belirsizliğinden kaynaklanan ve suçlulara özgü bir isteksizlik meydana gelmişti.

Bu deney, ahlaksal yönü tartışılabilir ise de sonuçları açısından önemlidir. Hem toplum içinde yüklenilen rollerin gücüne işaret etmekte hem de yurtlarından sürülmüş, kamplarda toplanmış kitleler üzerinde sürdürülen çalışmaların sonuçlarını doğrulamaktadır. Kişilik tek başına belirleyici değildir. Durumun yapısına göre, kurbanların davranışları özellikle de gerçekten suçsuz iseler büsbütün zavallılaşmakta, gardiyanların saldırgan tutumları ise katlanma eğilimi göstermektedir.

Milgram'ın ünlü deneyleri de, daha radikal olmakla birlikte aynı doğrultudadırlar. Milgram deneklerini, bir bellek deneyi yapma bahanesiyle toplamıştı. Deneyler bir bilim adamının gözetiminde yapılıyordu. Deneklerin, kobay olarak belirlenmiş başka deneklerin öğrenme yeteneklerini sınamaları gerekiyordu. Hata gördükleri taktirde, ceza olarak, 15 volttan 300 volta kadar giderek artan şiddetlerde elektrik akımı verme yetkileri vardı. Gerçekte ise bu bir düzendi. Elektrik akımı verilmiyordu. Kobaylar denekler tarafından görülemeyecekleri biçimde yerleştirilmişlerdi ve sözde elektrik akımı verildiğinde, bir ses düzeninden daha önce kaydedilmiş gerçek çığlıklar, denekler tarafından atılıyormuş gibi yükseliyordu. Alınan sonuçlar şaşkınlık vericiydiler. İlk çarpıcı nokta, ceza verme yetkisi ile donanan deneklerin hiçbirinin itiraz etmemesi oldu. Bunlar "işe" başlamadan önce, acı verici ve tehlikeli olabilecek derecede ceza aşamalarında duracaklarını belirtmişken, hepsi de tehlikeli sınırı aşmış, hatta yüzde 60'ı deneyi sonuna kadar sürdürmüştü. Yüzlerini gergin ve üzgün ifadeler kaplamış ve kendilerini bilime hizmet ediyor olmakla savunmaya çalışmışlar fakat gerçek şu ki, karşılarındaki insanlara elektrik vermekten çekinmemişlerdir.

Bu deneyler göstermektedir ki her şeyden önce insanlar kendi itaatkarlık ve saldırganlıklarını çok kötü değerlendirmektedirler. Akım gücü tehlikeli düzeylere erişince duracaklarını söyleyenler, deney sırasında hiç de öyle davranmamışlardır. Başka bir deyişle insanlar, özerkliklerine aşırı güven duymaktadırlar. Söz konusu şiddet olunca, hiç kimse sınırlarını bilememektedir. Bu deneyden alınması gereken bir başka ders ise, denekler içinde çok yüksek oranda kişilerin, yetkililere körü körüne itaat ettiği, giderek yüklendiği görevi iyi yapmak ve aldığı ücreti hak etmekten başka bir şey düşünmediği gerçeğidir. Kendisine itaat edilen kişinin "yetkili" olmasının önemini iyice vurgulayabilmek için, deneklerin, bilimi temsil eden bir üniversite öğretim üyesi tarafından değil de herhangi birisi tarafından verildiğinde, ilk inlemeleri duyar duymaz deneyden vazgeçtikleri de dikkati çeken bir gözlemdir. Milgram deneylerinden alınacak en çarpıcı ders, sadizmle uzaktan yakından ilgileri bulunmayan, belirgin sapma özellikleri göstermeyen kişilerin bile, itaat ve yetkililere boyun eğme ilkeleri uğruna birer işkenceciye dönüşebilmeleridir. 20.yüzyılda yaşanan toplama kampları olgusu hakkında yapılan araştırmalar ve başvurulan tanıklıklar, yetkililere itaatin ulaşabileceği korkunç boyutların daha iyi anlaşılabilmesini sağlamıştır. H. Arendt'in, Nazi Almanya'sındaki Yahudi sorununa bulunan "kesin çözüm"ün başta gelen örgütleyicilerinden Eichmann gibi korkunç, bir o kadar da sıradan kişilikler hakkında kullandığı deyimi anımsatarak sorunun "kötülüğün olağanlığı" olduğunu ve duruma göre herkesin bir cellada dönüşebileceği söylemek yanlış olmamaktadır.

Bu yazıyı paylaş
 

YORUM YAPIN

Arama Yapın

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

mrb başak hanım ... yeni bi eve taşındık her tarafı bahçeli ağaçlar var önceki evde böyleydi ..... geceleri ol... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

selamlar kizim 5yasinda ve krese gidiyor.hergun olmasa geceleri altini islatiuor.ne yapmaliyim... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Merhaba , bundan yaklaşık 1 yıl önce ellerimde titremeler oluyordu . Dışarıda kimsenin içinde yemek yiyip su i... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

Ben 6.sınıfa gidiyorum ders çalışmak istiyotum fakat derse oturduğum zaman aklım başka yerlere gidiyor dalıyor... devamı

Çocuklardaki Psikolojik Sorunları Psikoloğumuza Sorun

13yasinda bir kizim var cok hiperaktifmi desem bilemiyorum sürekli bana babasina karsi gelir ve cokksinirsel b... devamı

Çocuk Psikoloğum Ücretsiz Android Mobil Uygulaması

ETİKETLER

TWITTER'DAYIZ

FACEBOOK'TAYIZ

PSK. BAŞAK ÜNVER

2005 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Üniversite yıllarında o zamanlar ülkemizde henüz uygulanmayan Peri Masalları Testinin ülkemiz çocukları için standardizasyon çalışmasında...

Bize Hemen Ulaşın

FacebookTwitterInstagramGoogle PlusPinterest
Bumerang - Yazarkafe

RANDEVU ALIN

Ergen ve çocuk psikoloğumuz Başak Ünver'den online randevu almak için aşağıdaki butona tıklayınız.

İletişim bilgileriniz bize ulaştığında en kısa sürede randevunuzu onaylamak için sizinle iletişime geçilecektir.
Her hakkı saklıdır © 2015 Çocuk Psikoloğum I Tasarım & Programlama CreaNet Bilişim Hizmetleri